"BABA" HAYDN

En son güncellendiği tarih: Nis 15



FRANZ JOSEF HAYDN


D. 31 Mart 1732’de Rohrau -Avusturya Ö. 31 Mayıs 1809’da Viyana


"Münzevî bir hayat sürdüm. Etrafımdaki hiç kimse, beni benim kadar şaşırtamaz ve hiç kimse bana benim kadar ızdırap veremez. İşte bu yüzden farklı ve özgün olmak zorundaydım."HAYDN

Haydın, Rohrau kasabasının bir köyünde gözlerini açtı. Fakirdiler, babası arabacıydı ve doğan çocuklarından altısı ölmüştü. Annesi ise aşçılık yapıyordu yine hamileydi. Bu doğum, bir çocuğun yıldızının parlayacağı an olacaktı. Çocuklarının bir deha olacağını bilmeden büyütüyorlardı. Oysa Haydn adı, besteleriyle dünyada bir yıldız gibi parlamasına yol açacaktı.

Neşeli, mutlu ve muzip bir çocuktu. Şaka yapmayı çok seviyordu. Böyle olması, onun tüm olumsuzluklara karşı bir savunma aracıydı. Ailesinin müzikle alakası yoktu. Ama komşuları, akrabaları ile toplanıp, şarkı söylemeyi seviyorlardı. Altı yaşına gelen Haydn’ın yeteneğini anlayan bir akrabası sayesinde müzik eğitimi alması için, köylerinden çok uzakta olan, Hainburg Katolik Kilisesi’nin korosuna gönderildi. O yaştaki bir çocuk için hiç de kolay bir şey değildi. Koroda çeşitli ilahiler, müzik bilgileri öğretiliyordu. Kilise ise onlara ölmeyecek kadar yiyecek veriyordu. Koro çalışmaları sırasında muziplik yapmadan duramıyordu. Açlığını unutma yollarından biriydi. Arkadaşlarının peruklarını çekip, yere düşürüyor, onları kızdırıyordu. Hem de dayak atılacağını bile bile. Yaptığı bu şakalar da olmasa o ortama dayanmasının zor olacağını çocuk yaşlarında anlamıştı.

Günlerden bir gün, Hainburg caddelerinde tören için hazırlanıyordu. Şehir bandosunun davulcusu hastalanmıştı. “Ben çalarım” diye ortaya atıldı. Çok ufak, tefekti ona güldüler. Hiç istifini bozmadan yol da gösterdi. Davulu iriyarı arkadaşı taşıyacak , o da tokmakla gereken yerlerde vuracaktı. Öyle de oldu.

Viyana’da St. Stephen Katedrali'nin koro şefi Johann Georg Ruetter yetenekli çocuklar arıyordu. Hainburg’a gelmiş ve bu davul hikayesini duymuştu. Haydn’ın yeteneğini ölçmek için sorular sorduktan sonra şarkı söylemesini istedi. O da neydi? Şaşırıp kaldı. O kadar ilahi söylerken nasıl olur da sesini titretmeyi öğrenemezdi? Sebebini sordu. Kendinden emin şekilde Haydn cevap verdi. “Benim öğretmenimin yapamadığı işi ben nasıl yapabilirim?”

Bu cevap karşısında gülümseyerek başını okşadı, onu Viyana’ya götürdü. Kilise korosunda ilahi söylemesi için önce sesini eğitti. Ayrıca matematik, müzik, nota okumak, yazmak gibi dersler de öğreniyordu. O zamana kadar Haydn iyi bir eğitim almamıştı. Öğrenmeye dört elle sarıldı. Aynı zamanda org ve keman çalmayı öğrendi.

Kilise diğer ihtiyaçlarını karşılarken, yine karınlarını aç bırakıyordu. Bazen Viyanalı zenginlerin evlerine konser vermek için götürülüyorlar, orada artan yemeklerle karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Aslında sefil ve perişan bir yaşam sürüyordu. Hem de dini bir kurum tarafından bakılırken.

Hayat devam ediyordu. Aradan onyedi sene geçti. Artık dayanacak gücü de kalmamıştı. Sesi kalınlaştığı için koroda da yer alamıyordu. Reutter ile tartıştılar. Oradan ayrılmaya karar verdi Haydn. Nereye gidecekti? Cebinde hiç parası yoktu ama kararından dönmedi, kendisine güveniyordu. Viyana sokaklarında aç aç dolanırken eski arkadaşı tenor Spangler’le karşılaştı. O da kıt kanaat geçiniyordu ama evini ona açtı. Bir iş bulana kadar da para yardımında bulundu.

Sokakta müzik yapıp para kazanmaya başladı. O devirde herkes müzikle ilgiliydi. Müzik eşliğinde dans edip, eğleniyorlardı. Kemanını konuşturuyor, halk çılgınca alkışlıyordu. Harçlığını çıkartıyordu. Kış aylarında ise zenginler için dans parçaları besteliyordu. Parçaları beğenildikçe müzik çevrelerinde tanınıyordu.

1755’te ünlü öğretmen Nicola Porpora’yla tanıştı. Kendi gücünü bildiği gibi, hangi konularda yetersiz olduğunu biliyordu. Konuştukça öğretmene karşı ilgisi daha da arttı. “Ders almalıyım” diye düşünüyordu. Anca geçinecek kadar parası vardı, hocanın parasını nasıl öderdi? Aklına geleni uyguladı. Muzipçe gülerek, içtenliği ve sevimliliği ile kendisini uşak olarak almasını teklif etti. Nicola Porpora önce şaşırdı, sonra da öğrenmek için uşak olmayı bile düşünen gence yardım olsun diye kabul etti. Onu uyardı aynı zamanda. “Kurallarımdan çıkılmasını istemem, çok da disiplinli olmalısın.” Dedi. Haydn ise:” Ben kuralların mütevazı, itaatkar görevlisiyimdir. “ diyerek çalışmaya koyuldu. Hocanın sinirli anlarında onu sakinleştiriyor, o dönemde başlarına takılan peruklarını temizliyor, ihtiyaç duyulan her işle ilgileniyordu. N. Porpora teknik bilgilerinin yanında ona İtalyanca da öğretiyordu. Dost ve arkadaşça dört yılı birlikte geçirdiler. Viyana’nın ileri gelen müzik adamları ve çevresiyle tanıştı Haydn.

1759’da Kont Morzin’in Bohemya’da Lukavec’teki şatosunda müzik yönetmenliğine başladı. 1761’e dek süren bu görev sırasında ilk besteleri de ortaya çıktı. Ne var ki bu gençlik besteleri yetersizdi. Çalışma arzusu, hırsı ve yeteneği ile teknik ve estetik kuralları kendi kendine öğrendi... Sabırlı ve küçük şeylerden mutlu olan bir kişiliği vardı.

Şans yüzüne gülmüştü. Hocasının tanıştırdığı, Avusturyalı asilzade, Baron Karl Joseph von Fürnberg, oda müziğine meraklıydı. Haydn’a besteci ve kemancı olarak yanında çalışmasını önerdi. Haydn sevinerek kabul etti. Baronun emrinde, yaylı sazlar quarteti (dörtlüsü) için onsekiz eser besteledi. Bu müzik çeşidini Haydn yeni keşfetmişti. Daha sonra da kuartetler onun ünlü senfonilerine temel olacaktı. Yorulmadan, yılmadan çalıştı, çalıştı. Tanrıya devamlı dua ediyordu. Haydn’ın içinde öyle büyük bir aşkla beste yapma arzusu vardı ki, dışarıya ışık çağlayanı gibi akıyordu.

Ailesine para yolluyordu, kendisine de küçük bir daire tuttu. Ve aşk kapısını çaldı. Viyana’nın ünlü perukçularından Johann Peter Keller’in genç ve güzel kızıyla ilgileniyordu. Ne yazık ki bu aşk tek taraflıydı... Haydn ona evlenme teklifinde bulundu. Genç kız manastıra gitmeyi, kendini Tanrıya adamak istediğini söyledi. Teklifini kabul etmedi... Keller onu çok beğendiğini, isterse büyük kızıyla evlenmesini önerdi.

1760 yılı hayatının dönüm noktası oluyordu. Evlenme hazırlıklarına girişti. Aynı zamanda Prens Nikolaus Esterhazy’nin yanında otuz yıl sürecek çalışma hayatı da başlıyordu.

Büyük bestecinin müzik ve beste çalışmaları zirve yaparken, duygu dünyası kararıyordu. Karısı kaprisli, bir şeyden mutlu olmayan, dahi besteciyi anlayacak kapasiteden yoksundu. Kimseyi kırmak istemeyen Haydn sabırla katlanmaya başladı. Evliliği boyunca hiç mutlu olmayacaktı.

Prensin sarayında oturuyor ve onun istediği besteleri yapıyordu. Adeta onun gönüllü kölesi olmuştu. Prens ne zaman emrederse o zaman konser verecekti. O dönemde bestecilere çok değer verilirken, özel yaşantılarında uşak ve hizmetçilerle aynı seviyede tutuluyordu. Hizmetçi ve uşaklarla birlikte yemek yiyorlardı. Bütün bunlara sabırla katlanıyordu. Para sıkıntısı çekmiyordu. Mutsuz evliliğinin yanında sessiz çalışma ortamı bulduğu için seviniyordu. “Bir başkasının kölesi olmak gerçekten çok acı ama” diyordu, “Tanrının isteğine de karşı gelemem.”

Haydn yalnızlığını seviyordu. Ruhunu dinginleştiren doğa yürüyüşü yapıyor, balık tutuyordu. Bu basit yaşantısında eşinin dırdırlarına gülerek cevap veriyordu. Onu tek mutlu eden, eserlerini bestelemekti.

Nikolaus Esterhazy, Haydn’a durmadan eser bestelemesini emrediyordu. Haftada iki opera ve iki konser yönetmek zorundaydı. Prens “Zamanın bacaklarını kırmalısın” diye de nasihatte bulunuyordu. Prens Nicholas da “bariton” adı verilen bir telli sazı çalmakta ustaydı. Bu saz madeni ve bağırsak tellerin birbirleriyle titreşim yapmalarından meydana gelen tatlı sesler çıkaran bir sazdı. Haydn bu saz için iki yüze yakın eser bestelemişti.

Haydn’ın eserlerinde insanı hüzünlendiren, içiniçin ağlatan kederli bir hava vardı. Kimselere belli etmediği iç dünyası gibi.

Aylar, yılları kovaladı. Birçok orkestra yönetti, konserler verdi. Haydn ve adamları çok yorulmuşlardı. Bir süre için izin istedi. Prens kabul etmedi. Bal yiyen, baldan usanır derlerdi ya , orkestra üyelerinin hepsi evlerini ailelerini özlemişlerdi . Kendisi de seyahate çıkmak istiyordu. Prens bencilceonlara izin vermiyordu. Bu üzüntüyle eline kağıdı kalemi alıp ünlü “Veda Senfonisi” ni besteledi. Prens bir akşam da dostlarını konsere davet etti. Konserin son parçası, Haydn’ın yeni bestelediği “Veda Senfonisi” ydi. Prens başta olmak üzere, tüm konuklar şaşkınlık içindeydi. Şimdiye kadar dinledikleri eserlere hiç benzemiyordu. Eserin birinci bölümü kederli bir hava sürüp gitti. Nefesli sazlardan çıkan sesler dertli bir insanın acı iç çekişlerini andırıyordu. Üçüncü bölümde ise sazlar birden coşup, öfkeyle kabarıp, koşan dalgaların kayalara vurması gibi birden patlıyordu. Sonra dalgaların sakinleşmesiyle, birden bire sazların hepsi susuverdi ve yine ağır bir parçaya başladılar. Son parçada çalmasını bitiren müzisyenler, sazlarının başındaki mumu söndürüp yavaşça salondan ayrıldılar. Haydn başını nota sehpasına dayanıp sessizce oturdu, beklemeye koyuldu. Prensin nasıl tepki vereceğini merak ediyordu. Prens, isteksizce güldü, senfoninin mesajını almıştı; ertesi gün tatile çıkabileceklerini söyledi.

Sarayın sessiz, durgun yaşantısından sonra Viyana seyahati ruhunu coşturmuştu Cıvıl cıvıl bir ortam, dostlar arasındaki sohbet, yeni müzikleri dinlemek. Saraya döndüğünde o ortamı arasa bile çalışmaya başlayıp, yeni besteleri sayesinde unutuyordu.

Sarayda konser vermeleri devam ediyordu. Ne yazık ki dinleyenlerden bazıları oraya sanki uyumak için gelmişlerdi. Buna çok içerliyordu. Muzip yanı onu kışkırttı. Uyuklayan soylulardan intikam almak için “94. Sürpriz Senfoni’ “yi besteledi. Ağır tempoda ilerleyen senfoninin son bölümde sazlar büyük bir gümbürtü ile yeni bir bölüme geçiyordu. Uyuklayan soylular da yerlerinden sıçrıyorlardı.

Ülkesinde ve Avrupa’da yaşayan bestecilerin senfonileri üç bölümden meydana geliyordu. Birkaç yıl sonra dördüncü bölümü eklediler. Haydn, bu yeni tür üzerinde titizlikle çalışıyor, soylular ve halk üzerinde daha çok sevilmesini sağlıyordu. Esterhazy ailesinin sarayında, diğer bestecilerden uzakta yaşaması, onu, kendisine özgün çalışmalara itmişti. Sanat çevrelerinden izole bir şekilde yaşadığını şu sözlerle de ifade ediyordu.

“Ben bu dünyadan ayrıldım, yakınımdaki hiç kimse beni şaşırtamaz ve ızdırap veremez; ben de böylece orijinal kalmış olurum.”

Klasik dönemin ünlü bestecisi Haydn, “Viyana Klasik Bestecileri” diye anılacak üç bestecinin ilki olarak tarihe geçecekti. Klasik dönemin senfoni ve yaylı çalgılar kuarteti geleneğini yerleştiren, koral yapıtlarıyla (kiliselerde dinsel şarkılar söylenen, çalınan orkestra parçası) her dönemde ölçüt olmuş bir sanatçıydı.

Operalarının çoğu ünlü Venedikli yazar Carlo Goldoni’nin komedileri üstünedir. Müzisyenlerin arasında en uzun yaşayan Haydn’ın ünü Viyana ile sınırlı değildi. Tüm Avrupa onu özellikle de Esterházy Sarayı’nda verilen konser ve operaları ile tanıyordu. Soylular onu dinlemek için saraya koşuyorlardı. O ise bunlara aldırmadan beste yapıyordu. Kendini halktan biri olarak görüyor, soylulara asla özenmiyor, alçakgönüllülüğü ile çevresini sarıyordu. Yalnızca beste yaparken başına peruk takıyordu. Beste yapmak için uykusuz kaldığı gecede, korno konçertosuna şu notu yazdı. “Uykumun arasında yazıldı.”

1768 – 1774 arası Haydn’ın Fırtına ve Gerilim akımına kapıldığı, yeni stil ve biçim arayışında olduğu yıllardır. Fransızların suni, süslemelerle işlenmiş uslubuna başkaldırıdır: süslü değil, son derece sade, hatta kabadır. Haydn, bu anlayışla minör tonlarda, duyarlı ve tutkulu yapıtlar besteledi. Veda Senfonisi ve Güneş Kuartetleri (0p.20) bu dönemin ürünlerindendir.

Haydn yorgundu, yeni bir heyecanla dolmak, Avrupa müziğindeki gelişmeleri yerinde incelemek için Roma, Paris ve Londra’ya gitmek için izin istedi. Prens Nikolaus yine izin vermedi. Bunun üzerine yurt dışından gelen siparişler için kolları sıvadı. 1784’ de “Paris Senfonisi” 1786’da Napoli Kralının ısmarladığı konçertoları besteledi. Yaylı dörtlüleri için yazdığı eserlerde de kendinden öncekilerden farklı olarak her çalgıya eşit rol vererek yenilik getirdi.

Hayatının yönü, 1790’da Prens Nikolaus’un ölümünden sonra değişti. Emekli oldu. Artık özgürce dilediği yere gidebilirdi. 1791’de Londra’ya gitti ve orada on sekiz ay kaldı. Verdiği konserler ününe ün kattı ve iyi bir gelir sağladı. 1792’de Viyana’ya döndü. Aynı yıl genç Beethoven’a ders verecekti. 1794’te seri konser vermesi için davet aldı. Londra’ya gitti. “ Londra Senfonileri” başlığını verdiği 12 senfonisi seslendirdi.

Viyana’ya yerleşerek koro ve orkestra için Mevsimler Oratoryosu gibi dini koro ve orkestra eserleri besteledi. Bu kadar çok bestelee karşın, Haydn, “Ben hızlı bir yazar olmadım, fakat özenle ve çabayla besteledim.” diyordu. Dediği gibi onun eserleri, mantıklı bir inşa tarzını, sade ve doğrudan melodik anlatımı, ustaca işlediği tekniğinin sırlarını ortaya çıkarıyordu...

Şöhretinin doruğunda olan Haydn, 2 Şubat 1795 İngiltere'de, Londra Kraliyet Tiyatrosu’ndaydı. Salon tıklım tıklım doluydu, sahneye çıktı. Dinleyiciler onu görebilmek için sahneye doğru ilerlediler. İşte o anda büyük bir gürültü ile dev avize boş koltukların üstüne düştü. En az otuz kişi ölümden dönmüştü. Bu olayın şokuyla bağırmaya başladılar. “Mücize, mucize!” Bu olay Baba Haydn’a ilham verdi. 96.numaralı” Mucize Senfonesi” doğmuş oldu.

Haydn’a , Oxford Üniversitesi’nden fahri doktor unvanı verildi.

1797 yılında Kutsal Roma Kralı Franz II için bir beste yazmıştı. Bu beste Habsburg monarşisi'nin 1918'deki yıkılışına kadar kullanılmıştı. 1841 yılında “Almanlar'ın Şarkısı’”nı besteledi. Heinrich Hoffmann Von Fallersleben, Haydn’ın bu melodisi üzerine içeriğinde devrimle ilgili sözleri olan bir şiir yazdı. Bu marş cumhuriyetçilerle devrimcilerin onaylamasıyla Weimer döneminde 1922’de Almanya Ulusal Marşı olarak seçildi.

1798 yılında ünlü İngiliz şaiiri Milton’un “Kaybolan Cennet” isimli şiirinden ilham alarak “Yaratılış” oratoryosunu besteledi. Yaratılış Oratoryosu gerçekten de Haydn’ın müzik tarihine armağan ettiği bir başyapıttı. Dünyanın, güneşin, yıldızların oluşunu anlatan bu dev eser Haydn’ın son oratoryosu olacaktı.

Haydn’ın yetmiş altıncı yaş gününde dostları besteciye güzel bir sürpriz hazırladılar. Besteciyi tekerlekli sandalyesine oturtup “Yaratılış” oratoryosunun özel temsiline götürdüler. Dinleyiciler arasında Haydn’ın öğrencilerinden Beethoven de vardı. Salon hıncahınç doluydu. Ayağa kalkan dinleyiciler besteciyi çılgınca alkışladılar. Beethoven Haydn’ın eline sarılıp, sevgiyle öptü.

10 Mayıs 1809’da Napolyon’un orduları Viyana kapılarına dayandı. Şehir bombalanırken biri Haydn’ın evinin yakınına düştü. Bombardımandan sonra Haydn da yatağa düştü. Besteci, ölüm döşeğinde : “Şu berbat savaş benim de sonumu getirdi” diyordu. Öyle de oldu.

FRANZ JOSEPH HAYDN 31 Mayıs1809’da Viyana’da hayatını kaybetti. Cenazesi Mozart’ın Requiem’i ile kaldırıldı.

”Sürpriz Senfoni” bestesi gibi ölümünde bile sürprizler bitmiyordu. Hundsturm Mezarlığı’nda ebediyen uyuyacakken, 1820 yılında Haydn’ın naaşı defnedildiği yerden başka yere taşınmak için çıkarıldı. Korkunç bir görüntü ile herkes şaşkınlığa düştü. Haydn’ın başı yoktu. Araştırmalar sonucu Nepomuk Peter, kafatasının üzerinde birtakım ölçüm işleri yaptığını itiraf ve başını iade etti. 1954’te törenle yeniden gömüldü.. NOT: 100 kadar senfoni, çok sayıda konçerto, oda müziği eserleri, 40 sonat, şarkılar, oratoryolar bestelemiştir. Hayatı boyunca 800'ün üzerinde besteye imza atmıştı.

Kendisi gibi besteci olan Michael Haydn'in ve tenöɾ Johann Evangelist Haydn'in eɾkek kaɾdeşidiɾ.

1785’te Mozart’la tanıştı. Aralarında 24 yaş vardı ama yaşamları boyunca iyi dost olarak kaldılar ve birbirlerini sevdiler. Haydn, Mozart’ın babasına yazdığı mektupta şöyle yazdı. “Tanrı önünde, şerefim üzerine yemin ederek size şunu söyleyeyim ki, oğlunuzdan daha büyük bir besteci ne tanıdım, ne de adını duydum.” Genç Mozart da, 1785’te bestelediği yaylılar dörtlülerini Haydn’a adadı. “Bu, yerine getirdiğim bir borç. Çünkü, yazı sanatının sırlarını bana öğreten Haydn’dır.” diyordu.

6 görüntüleme

MELİS YÜKSEL music&art studio | MÜZİK | BALE | DANS | STÜDYO | MAĞAZA beylikdüzü keman kursu beylikdüzü gitar kursu beylikdüzü piyano kursu beylikdüzü keman dersi beylikdüzü gitar dersi beylikdüzü piyano dersi beylikdüzü bateri dersi beylikdüzü davul dersi beylikdüzü bateri kursu beylikdüzü  davul kursu beylikdüzü bale dersi beylikdüzü  bale kursu beylikdüzü konservatuara hazırlık kursu beylikdüzü güzel sanatlar lisesi hazırlık kursu beylikdüzü klarnet dersi beylikdüzü flüt dersi beylikdüzü flüt kursu beylikdüzü şan dersi beylikdüzü şan kursu beylikdüzü bağlama dersi beylikdüzü bağlama kursu beylikdüzü müzik dersi beylikdüzü müzik kursu büyükçekmece keman dersi büyükçekmece gitar dersi büyükçekmece gitar kursu büyükçekmece bateri kursu  avcılar gitar kursu avcılar gitar dersi avcılar özel gitar dersi avcılar bateri kursu avıclar bateri davul dersi esenyurt bağlama kursu esenyurt davul dersi esenyurt bateri kursu esenyurt gitar dersi esenyurt gitar kursu esenyurt keman dersi piyano dersi avcılar keman kursu avcılar keman dersi beylikdüzü stüdyo beylikdüzü kayıt stüdyosu beylikdüzü prova stüdyosu özel gitar dersi özel keman dersi özel klarnet dersi özel bağlama dersi özel piyano dersi özel bateri kursu Melis Yüksel Keman Melis Yüksel Gitar Keman Piyano Klarnet Bağlama Beylikdüzü bale kursu bale dersi dans kursu dans dersi dans dersleri latin dansları salsa flamenko tango arjantin tango beylikdüzü bale dans okulu çocuk müzik eğiğtimi küçük yaş müzik bateri dersi bateri kursu büyükçekmece gitar kursu gitar dersi avcılar bale beylikdüzü bale beylikdüzü dans bale kursu bale dersi bale dans flüt dersi flüt kursu ney dersi ney kursu saz dersi saz kursu koro sanat müziği korosu çok sesli koro konservatuara hazırlık dersi konservatuara hazırlık kursu müzik  dj dersi djlik kursu cubase dersi cubase kursu logic dersi logic kursu şan dersi şan kursu şarkı söyleme dersi şarkı söyleme kursu ses eğitimi ses eğitimi kursu klavye dersi klavye kursu org dersi org kursu  avcılar ücretsiz deneme dersi ücretsiz gitar piyano keman klarnet flüt bale deneme dersi

0542 238 5553 - info@melisyuksel.com

Barış mah. Atatürk Bulvarı Sürmen Center AVM No:68 Beylikdüzü

© 2020 Melis Yüksel Müzik Akademisi